Prof. Dr. Remziye Yılmaz
Hacettepe Üniversitesi
Mühendislik Fakültesi, Gıda Mühendisliği Bölümü
Beytepe Kampüsü, 06800, Ankara.
Mayıs 2026’da yayımlanan “EIT Food Consumer Observatory[1]” raporu “The State of Trust in Europe’s Food System”, Avrupa’daki tüketicilerin gıda sistemine duyduğu güvenin güncel durumunu kapsamlı biçimde ortaya koyuyor. Avrupa’da tüketicilerin gıda sistemine duyduğu güven, yalnızca satın alma davranışlarını değil; sürdürülebilirlik politikalarını, yeni gıda teknolojilerinin kabulünü ve sağlıklı beslenmeye geçiş süreçlerini de doğrudan etkiliyor.
Rapora göre güven, sürdürülebilir bir gıda sisteminin temel taşı olarak görülüyor. Tüketiciler; üreticilerin dürüst davrandığına, teknolojilerin güvenli olduğuna ve sunulan bilgilerin şeffaf ve bilimsel temelli olduğuna inanırsa yeni ürünleri ve yenilikçi teknolojileri benimsemeye daha açık hale geliyor. Bu nedenle güven, artık yalnızca bir “iletişim unsuru” değil; gıda sisteminin geleceğini belirleyen stratejik bir parametre olarak değerlendiriliyor.
2025 yılı saha çalışmaları kapsamında Türkiye’nin de dahil olduğu 18 Avrupa ülkesinde yaklaşık 20 bin tüketiciyle gerçekleştirilen araştırma, 2018’den bu yana süren TrustTracker® veri tabanının devamı niteliğinde. Bulgular, 2023 yılında yaşanan güven düşüşünün ardından Avrupa genelinde yeniden bir toparlanma eğilimi olduğunu gösteriyor. Özellikle restoranlar, catering hizmetleri ve perakendeciler açısından güven düzeylerinde belirgin artış dikkat çekiyor (Şekil 1). Araştırmanın en dikkat çekici sonucu ise çiftçilerin Avrupa’daki en güvenilir gıda sistemi aktörü olmaya devam etmesi. Katılımcıların %68’i çiftçilere güvendiğini belirtiyor. Çiftçiler; yetkinlik, şeffaflık ve tüketiciyi önemseme gibi tüm güven parametrelerinde diğer aktörlerin önünde yer alıyor. Özellikle geleneksellik, emeğe dayalı üretim algısı ve toplum yararına çalışma düşüncesi çiftçilere yönelik güveni güçlendiriyor.
Buna karşılık gıda üreticileri ve resmi otoriteler halen en düşük güven skorlarına sahip gruplar arasında bulunuyor. Büyük şirketlerin “insansız”, yalnızca kâr odaklı yapılar olarak algılanması tüketici güvenini zedeliyor. Raporda, tüketicilerin büyük markalara aşina olmalarına rağmen bu şirketleri çoğu zaman şeffaflıktan uzak ve ticari çıkar merkezli gördükleri ifade ediliyor. Benzer şekilde gıda otoriteleri için de güven düzeyi düşük kalmaya devam ediyor; ancak son iki yılda özellikle iletişim ve şeffaflık alanlarında iyileşme olduğu belirtiliyor.
Raporda güvenin oluşmasını sağlayan temel unsurlar da ayrıntılı biçimde incelenmiş. Tüketiciler açısından süreklilik gösteren kalite, kişisel olumlu deneyimler, hijyen, düzenlemelerine uyum ve fiyat şeffaflığı güven oluşturuyor. Ayrıca çevresel sürdürülebilirlik, hayvan refahı ve adil üretim uygulamaları gibi etik değerler de özellikle genç tüketiciler için önemli hale geliyor.
Öte yandan güven kaybına neden olan faktörler arasında gıda skandalları, katkı maddeleriyle ilgili olumsuz algılar, hayvan refahı ihlalleri ve düşük kaliteli ürünler öne çıkıyor. Özellikle “ucuz ürün=düşük güven” algısının oldukça yaygın olduğu belirtiliyor. Bu durum, fiyat baskısının yoğun olduğu dönemlerde tüketicilerin güven algısının da kırılgan hale gelebileceğini gösteriyor.
Araştırmanın önemli mesajlarından biri de şeffaflığın artık güvenin ana belirleyicisi haline gelmesi. Özellikle üreticiler ve otoriteler açısından son yıllardaki güven artışının temelinde “açıklık” ve “iletişim” bulunuyor. Açık içerik bilgileri, sürdürülebilirlik raporları, izlenebilirlik uygulamaları ve bilimsel kanıta dayalı iletişim stratejileri tüketicilerin güvenini yeniden kazanmada kritik rol oynuyor.
Bu rapor verilerine Türkiye’den de katkı olmasına karşın, ülkemiz açısından bakıldığında benzer bir güven analizine duyulan ihtiyaç giderek daha görünür hale geliyor. Avrupa’da kullanılan TrustTracker® yaklaşımı; çiftçiler, üreticiler, perakendeciler, restoranlar ve otoriteler gibi gıda sistemi aktörlerine yönelik güvenin; “yetkinlik”, “tüketiciyi önemseme” ve “şeffaflık” parametreleri üzerinden değerlendirilmesine dayanıyor. Yalnızca Türkiye özelinde benzer bir metodoloji ile yürütülecek kapsamlı bir çalışma; tüketicilerin gıda güvenliği, taklit-tağşiş olayları, fiyat artışları, sürdürülebilirlik, yerli üretim algısı ve resmi otoritelere yönelik güven düzeylerini daha net ortaya koyabilir. Özellikle sosyal medya kaynaklı bilgi kirliliğinin arttığı günümüzde, tüketicinin hangi bilgi kaynaklarına güvendiğini ve gıda sisteminin hangi halkalarında güven kaybı yaşandığını anlamak, hem kamu politikaları hem de sektör stratejileri açısından kritik önem taşıyabilir. Bu nedenle Avrupa’daki örneklerde olduğu gibi Türkiye’de de düzenli olarak yayımlanan “Gıda Sistemine Güven Raporu” benzeri çalışmaların geliştirilmesi, gelecekte daha şeffaf, sürdürülebilir ve tüketici odaklı bir gıda sistemi oluşturulmasına önemli katkı sağlayabilir.
Sonuç olarak Avrupa’daki veriler, gıda sistemine duyulan güvenin tamamen kaybolmadığını; ancak artık otomatik olarak da oluşmadığını gösteriyor. Günümüz tüketicisi yalnızca güvenli ürün değil; aynı zamanda şeffaflık, etik yaklaşım ve sürdürülebilirlik görmek istiyor. Gıda sektörünün geleceğinde rekabet avantajı yalnızca teknoloji ya da fiyatla değil, güven inşa edebilme kapasitesiyle de belirlenecek gibi görünüyor.
[1] EIT Food Consumer Observatory, Avrupa gıda sistemine ilişkin tüketici davranışları, eğilimler ve güven algıları üzerine veri üreten; araştırmacıları, sektör temsilcilerini ve tüketici içgörü kuruluşlarını bir araya getiren EIT Food destekli bir araştırma platformudur. Platformun amacı, gıda sisteminde tüketici davranışlarını merkeze alan bilimsel veri ve analizler sağlayarak daha sürdürülebilir, sağlıklı ve dirençli bir gıda sisteminin gelişimine katkıda bulunmaktır (https://www.eitfood.eu/projects/consumerobservatory ).

Şekil 1. Avrupa’da gıda sistemine duyulan güvenin temel bileşenleri: çiftçilerden üreticilere uzanan zincirde şeffaflık, izlenebilirlik ve tüketici algısı.











