Petek ATAMAN (Gıda Mühendisi)
TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Onur Kurulu üyesi
Tarım ve Gıda Etiği Derneği (TARGET) Başkan Yardımcısı
Son dönemlerde basında gıda zehirlenmesi iddiası olan haberler oldukça yoğun bir biçimde yer almakta. Bu yazıda amacım, basında yer alan rakamlar üzerinden gıda zehirlenmelerine yönelik değerlendirmelerde bulunmak, kaç adet gerçek gıda zehirlenmesi vakası yaşandığını, vakaların önceki dönemlere göre artıp artmadığını tespit etmeye çalışmak değil. Yayınlanan haberlere konu olan vakalardan ne kadarının gerçekten gıda zehirlenmesi olduğunu bilmiyoruz. Amacım, yaşanmakta olan bu ortamdan kaynaklanan iletişim ve algı sorunlarına vurgu yapmak. Bir gıda mühendisi ve konunun uzmanı olarak bildiğim tek gerçek, insanların yaklaşık üç ana, iki ara öğünde beslendiği ve her baş dönmesi, mide bulantısı, karın ağrısı şikâyetini bir gıda ya da gıda gurubu ile ilişkilendirmenin düz bir mantıkla çok kolay olduğudur. Ve ne yazık ki sadece medya değil, hastaneler de sıklıkla bu kolay yolu seçmektedir. Oysa gıda ve tıp bilim temelli mesleklerdir. Doktor değilim, ancak aydın bir birey olarak, farklı kimyasallara maruz kalındığında (havadan, kullanma suyundan vb.) veya bulaşıcı hastalıkların yaygın olduğu mevsimlerde, bu hastalıklar nedeniyle birden fazla insanda aynı anda bu belirtilerin olabileceğini biliyorum. Bireysel vakalarda ise bu olasılık yelpazesi çok daha geniştir. Bir gıda mühendisi olarak da, gıda zehirlenmesi şüphesinin doğrulanması, etmeni ve kaynağının belirlenmesi için bilim temelli inceleme ve araştırma yapılması gerektiğini ve sorunun tespitinin peşinden çözüm yoluna gidilebileceğini biliyorum. Gıda kaynaklı bir mikrobiyel zehirlenme söz konusu olduğunda, mutlaka en son tüketilen gıdalardan kaynaklanmayabilir, gıda zehirlenmesi belirtileri etmen mikroorganizmaya göre genelde 6 ila 24 saat içinde görülür, ancak bu belirtiler kimi zaman haftalarla ifade edilen süreler sonunda da ortaya çıkabilir, zehirlenme çok farklı semptomlarla da seyredebilir. Bu bilgi çerçevesinde; kısa sürede kolayca ulaşılan, pek çok yerde karşımıza çıkan kalıp bilgilerin yanıltıcı olma ihtimalinin yüksek olduğunu bilmeli ve daima sorgulamalıyız. Genelde, bilim bir sorun karşısında insanlara çabucak kalıp bilgiler sunmaz. Bilimsel bir yolun izlendiği süreçlerde, bilgi paylaşımında ifadeler özenle seçilir, her ayrıntıda bir bilgi vardır. Bu yazıda her bireyin ve kurumun topluma doğru bilgi sunma sorumluluğunu hatırlatmak istiyorum. Bu konunun gıda güvenliği kadar önemli olduğuna inanıyorum.
Gıda zehirlenmesi haberlerinin ardı ardına gelmesi ile gıdalarla ilgili olarak farklı güvenilir (!) kaynaklarca zaten korkutulmuş olan toplum, gıda güvenliği konusunda müthiş bir çöküşün içinde olduğumuz konusunda hemfikir oldu. Bu güvenilir (!) kaynakların, kimi zaman ‘influencer’ denilen sosyal medya etkileyicileri, kimi zaman gıda üretim tekniklerini ve risk analizini bilmeyen farklı meslek sahibi akademisyenler ve medya mensupları olduğunu görüyoruz. Gerçekte de gıda güvenliği sorunlarımız olduğu muhakkaktır, ancak yaratılan bu “sansasyonel bilgi (!) enflasyonu” ortamında, gerçek sorunlar gündemde gereği kadar yer bulamıyor ne yazık. Konunun gerçek uzmanları kimi zaman medya tarafından dikkate alınmıyor, kimi zamansa uzmanlar, akademisyenler yaratılan gerçekdışı akımın karşısında akıntıya karşı kürek çekmek gücünü bulamıyorlar kendilerinde. Genelde en yoğun çıkan ses yanlış olduğunda, doğru olan aykırı sesi çıkartmak ayrı bir dayanma gücü gerektiriyor.
Asch Deneyi olarak adlandırılan bir sosyal psikoloji deneyi vardır. İnsanın karar verme sürecinde çevresinin etkisini sorgulayan bir deneydir. Asch, belli sayıda katılımcı ile çizgileri karşılaştırma deneyi yapar. Verilen üç çizgiden hangisinin uzun olduğunu sorar. Ancak, deneklerden kimileri işbirlikçi olarak kurgulanmıştır. Cevaplar yüksek sesle verilir ve önce işbirlikçi olarak kurgulanan katılımcılar, ağız birliği ile çok bariz biçimde, yanlış çizginin uzun olduğunu söylerler. Deneyin sonunda fikirlerini belirtecek olan katılımcıların yaklaşık dörtte biri, çoğunluğa uyarak yanlış çizgiyi seçmeyi yeğlerler. “Benden önceki on iki kişinin tümü de yanlış söyledi.” demek, toplumsal dışlanma ve bu gerçeği söyleyene inanılmaması riskini taşımaktadır. Bu deneyin yaşamın dengelerini çok gerçekçi biçimde yansıttığını düşünürüm.
Basında ‘gıda zehirlenmesi’ olarak yer alan vakalardan birkaç örnek vermek isterim.
- Böcek ailesi, 12 Kasım tarihinde bulantı, kusma gibi gıda zehirlenmesine benzer belirtilerle hastaneye başvurmuş, yapılan muayene ve tedavi sonucunda otellerine dönmüşler. 13 Kasım’da tekrar ambulansla hastaneye kaldırılan aile fertleri, ardı ardına hayatlarını kaybetmiş, haberlerde gıda zehirlenmesi olduğu şüphesi ve hatta zaman zaman iddiası yer almış, yedikleri gıdalar beyan edilmiş ve bunun ardından midyeci, kokoreççi, lokumcu, kafe işletmecisi tutuklanmıştı. Yapılan incelemede, oteldeki ölümlerin nedeninin gıdalarla ilişkisi olmadığı, ölümlerin ruhsatsız ve eğitimi olmayan kişilerce yapılan böcek ilaçlaması nedeniyle olduğu anlaşılmış ve alınan gıda numuneleri temiz çıkmıştı. Basında yer alan haberlere göre, tutuklanan midyeci, kokoreççi, lokumcu ve kafe işletmecisi tutuklanmalarının ardından geçen 13 günün sonunda 26 Kasım’da tahliye edildi.
2- 30 Kasım tarihinde basında, Şırnak’ın Cizre ilçesinde kafede pizza yedikten sonra rahatsızlanan 4 kişinin hastaneye kaldırıldığı, bu kişilerden birinin vefat ettiği haberi yer aldı. 1 Aralık’ta, çok izlenen bir TV kanalında, ana haberde şu cümleleri duydum: Şırnak’ın Cizre ilçesindeki gıda zehirlenmesi olayında yeni gelişme! X kişisinin kanında yapılan incelemede yüksek oranda karbonmonoksit bulundu!. Kişinin nargile içtiği ve zehirlendiği bilgisine rağmen, haber “gıda zehirlenmesi vakasında yeni gelişme” olarak veriliyordu. Tarım ve Orman İl Müdürlüğü 18 Aralık’ta açıklama yaparak alınan gıda numunelerinin temiz çıktığını bildirdi. Bu habere dijital ortamda kimi kişilerin “Madem bu gıda zehirlenmesi değil, neden hemen bilgi vermeyip iki hafta bekliyorsunuz?” yorumu yaptıklarını gördüm. Hızla gerçeklere ulaşan (!) haberlere alışan toplumun, bilimin gerektirdiği sürelere inancı ve tahammülü yoktu.
4- 25 Kasım tarihinde, Bursa’nın Orhangazi ilçesinde gıda zehirlenmesi şüphesiyle 24 öğrenci ambulanslarla iki farklı hastaneye sevk edilmiş, yapılan tetkiklerde mevsimsel viral enfeksiyon saptanmıştı.
5- 27 Kasım tarihinde basında yer alan başka bir haberde, bir okulda, kantinden aldıkları poğaça ve açmaları yedikten sonra 10 öğrencinin karın ağrısı ve baş ağrısı şikâyeti ile hastaneye başvurduğu, “gıda zehirlenmesi” başlığı ile yer aldı. Olayın devamında tespitin ne olduğuna dair habere ulaşamadım, ancak gıda bilimi ile uğraşanlar poğaça tüketimi sonucunda toplu zehirlenme vakasının pek beklenebilecek bir durum olmadığını bilirler.
Sonuç olarak;
- Her karın ağrısı, mide bulantısı şikâyeti ile hastaneye gidenlerin son öğünde ne yediğine bakarak “gıda zehirlenmesi” olduğu sonucuna varmak ve zehirlenme kesinmiş gibi haber yapmak yanlıştır. Bu tip hastalanma veya ölüm vakalarını bilimsel veri olmadan gıdalarla ilişkilendirmek, toplumu daha güvensiz kılmakta ve gıda güvenliği konusunda daha çok yanlış yapılmasına neden olmaktadır.
- Zehirlenme vakalarının gerçek rakamını bilmiyor olmak, gıda güvenliği konusunda zehirlenmeler de dâhil sorunlarımız olmadığı anlamına gelmemektedir. Aksine, gıda güvenliği konusunda bulunduğumuz durumla ilgili somut bilgiye ulaşılamıyor olması, başlı başına bir sorundur. Taklit-tağşiş verileri dışında, gıda güvenliğine dair şeffafça paylaşılan bir bilgi bulunmamaktadır. Tespit edilen gıda güvenliği sorunları toplumla paylaşılmalıdır.
- Gıda denetim sistemimiz ile ilgili olarak modern çağın gerektirdiği pek çok adım atılmıştır. Ancak bunların önemli kısmı kâğıt üzerinde kalmaktadır. Üst limitleri aşan pestisit kalıntısı ve maksimum limitlerin üzerinde mikotoksin oluşumu, önemli sorunlarımız arasındadır. Mikrobiyel kaynaklı riskler de ülkemizde ve dünyada en yaygın riskler arasındadır.
- Gıda güvenliği risk temelli, bilimsel bir olgudur. Gıda mühendisleri gibi az sayıda uzmanlık alanı bu konuya vakıftır. Gıda mühendislerinin ve ilgili uzman mesleklerin bilgilerini bağımsızca uygulayabileceği koşullarda üretim ve denetim süreçlerinde yer almaları, basında ise kuvvetli etik kuralların uygulanması sağlanmalıdır.









