
Türkiye ekonomisi 2026 yılının ilk çeyreğinde yüzde 2.5, bir önceki çeyreğe göre ise yüzde 0,1 oranında büyüdü. Büyümenin yavaşlamasıyla ilgili, yurtiçi ve yurtdışı nedenler bellidir ve kolaylıkla sıralanabilir. Ancak dikkat çekmek istediğimiz sorun büyümenin kendinden çok kompozisyonu ile ilgili olacaktır.
İlk çeyrekte sanayi sektörümüz reel olarak yüzde 0,8 oranında daralırken, sanayinin yüzde 90’dan fazlasını oluşturan imalat sanayi ise yüzde 1.4 oranında küçülmüştür. Sorun sanayi sektörünün bir önceki yıla göre daralması kadar, son dört yılda büyümüyor olması.
2026 yılı ilk çeyreğinde imalat sanayinde yaratılan değer, 2023, 2024 ve 2025 yıllarının altında, 2022’nin ise sadece yüzde 2 üzerinde. Aslında bu sonuçları TÜİK’in açıkladığı çalışan sayısı istatistiklerinden izlemek mümkün. Nitekim en son Mart 2026’daki sanayi sektöründe ücretli çalışan sayısındaki yıllık azalma yüzde 2.7’lerde.
Geçen nisan ayına ilişkin TÜİK işgücü istatistikleri manşet işsizlik oranının mart ayından nisana yüzde 8.1 ‘den yüzde 8.2’ye çıktığını gösteriyar olsa da, gerçek işsizliğin göstergesi olan atıl iş gücü oranı yüzde 31.3’ten yüzde 30,1’e gerilemiş. İstihdamdaki artış, sanayi sektöründen hizmet sektörüne doğru bir akış içinde seyrediyor.
Bir başka kriter sanayinin elektrik talebiyle ilgili. EPDK raporuna göre 2025’in ilk çeyreğine kıyasla, 2026 yılı ilk çeyreğinde elektrik tüketimi sabit kalmış. 29,2 milyon mwh olarak gerçekleşen tüketim, 2024 yılına göre ise sınırlı miktarda olmakla birlikte düşüş kaydetmiş.
Ekonomi; jeopolitik gelişmelerden enerji fiyatlarına, kur hareketlerinden maliyet baskılarına, çok sayıda eş zamanlı şoklara maruz kalabilir, bu şartlarda büyümenin yavaşlaması kabul görebilir. Ancak; büyümenin kompozisyonunun ekonomik dengelemeden uzak olmaması, büyümedeki sağlıklı yapıya işaret edecektir. Sanayimiz 4-5 yıldır kan kaybediyor, 2026 ilk çeyrek verilerine göre imalat sanayinin GSYH’deki payı yüzde 14.9’a inmiş. İki yıl önce bu oran yüzde 16.8 idi.
Sanayi sektöründeki bu kaybın acilen doğru teşhis, yapısal güncellemeler ile sürdürülebilir kılınarak çözüme kavuşturulması fevkalade önem taşıyor. Hizmetler sektöründeki büyüme sanayi sektörünün alternatifi olamaz. Hizmetler sektörü, sanayinin ürettiği katma değeri kullanarak hayat bulmaktadır.
Sanayide rekabet gücümüz erozyona uğruyor. Hem iç piyasada hem de ihracatta rakip ülkelere karşı pazar kaybediyoruz. İmalat sanayinin GSYH’deki paylarını birkaç rakip ülke için incelersek bu durumu daha açık görebiliyoruz; G. Kore’de yüzde 26.6, Çin’de yüzde 24.9, Vietnam’da yüzde 24.4, Tayland’da yüzde 24.3, Çekya’da yüzde 19.9, Polanya’da yüzde 16.1.
Türkiye sanayisi küresel rekabette geri kalma riskiyle karşı karşıya. Makroekonomik dinamikler yanında iç ve dış talepteki durgunlaşma sanayi üretiminde bir baskı oluşturuyor. Teknolojik dönüşüm eksikliği, verimlilik düşüklüğü ve katma değerli üretimdeki yavaş ilerleme zafiyetin temel nedenleri.
Küresel tedarik zincirindeki kırılmalar ve jeopolitik gerilimler sanayi sektörünün stratejik önemini daha da arttırıyor. İklim krizi, üretim ve tüketim alışkanlıklarının ekosistem üzerindeki baskısı, teknolojik ilerlemeler ve değişen tüketici tercihleri, sanayide iş modellerinde köklü bir dönüşüm ihtiyacı ortaya koyuyor.
Sanayide dönüşüme bir seferberlik anlayışıyla yaklaşmazsak kan kaybı ve küçülme devam edecektir. Sanayı aktörlerinin devletçe desteklenmesi; Türkiye için fırsat ve ve risk alanlarının değişen dünya şartlarına göre yeniden belirlenmesi, bu kapsamda sanayi, rekabet, ticaret ve dış politika hedeflerinin birbirini destekleyeceği bütünsel bir yaklaşımın ortaya konması yönlendirici olacaktır.
Sanayinin kendi her bir alt sektöründe, yüksek teknoloji kullanımını artırarak verimliliği yükseltmek, katma değere odaklanmak, dijitalleşmeyle küresel değer zincirine daha güçlü entegrasyon sağlamak, sanayi sektörünün dirençliliğini destekleyecek mekanizmalar güçlendirmek, vakit kaybetmeden uygulanacak çözüm konuları olarak ele alınmalı, tavizsiz uygulanmalıdır. Yarının gücü bugünden hazırlanmalıdır.
İmalat sanayi içinde yer alan ve farklı bir konuma sahip olan tarımsal üretim ve gıda sanayi için de özet bir değerlendirme yapmakta yarar görüyorum.
Tarımsal üretim ve gıda sanayinde katma değer ve refah yaratma konusunda potansiyelimizin gerisinde olduğunuz bir gerçek. Değer zincirindeki tüm aktörlere refah sağlayacak, stratejik ve öncelikli sektör olarak konumlandırılmış bir tarım ve gıda sektörü yaratma hedeflenmelidir. Dünyada yaşanan son gelişmeler gösterdiki, tanımsal üretimdeki ana girdilerin dışa bağımlılığı asgariye indirilmeli. Aksi halde tarımsal üretim ve gıda sanayinin sürdürülebilirliği kırılganlık yaşayacaktır.
2026 yılı ilk çeyreğinde tarım sektorü yüzde 4.6 oranınıda büyüdü. Geçen yıl küçülme kaydeden tek sektör olan tarım, yıllık yüzde 8.8 oranında küçülmüştü. Nedenler muhtelif olsa da kök nedenlere inilerek bu istikrarsızlığa son verilmelidir. Tarımsal üretim ve gıda sanayinde verimlilik ve sürdürülebilirlik artırılmalıdır.
Türkiye, katma değerli üretim, verimlilik ve dijital-yeşil dönüşüm kapasitesini artırarak küresel sanayi ekosisteminin merkezi haline gelebilir. Bunun için yüksek teknoloji, inovasyon ve sürdürülebilir üretimi odağına alan bütüncül bir sanayi politikası kamu ve özel sektör işbirliğiyle hayata geçirilmelidir. Rakiplerimizin hızla yol aldığı bu kulvarda, geç kalmadon güçlü bir büyüme atağına geçmeliyiz. Bilmeliyiz ki aldığımız yaralar hemen iyileşmeyecek, kayıplar geri gelmeyecektir.
Necdet Buzbaş
TOBB Gıda Meclisi Başkanı











