

Derginin “Perspektif” başlığı adı altındaki sayfasında “Sanayimizdeki Dönüşümün” gerekliliğini açıklamaya çalışmıştım. Dünya çevre günü, tam bu dönüşümün önemini ve ekonomik boyutunu yeniden gündeme taşıdı.
Küresel ölçekte iklim krizi ile mücadele kapsamında uygulamaya alınan yeni düzenlemeler, çevre konusunu şirketlerin sosyal sorumluluk faaliyetlerinin ötesine taşıdı. Karbon ayak izini azaltma, enerji verimliliği, döngüsel ekonomi uygulamaları ve yenilenebilir enerji yatırımları stratejik önem kazanmaya başladı. Artık yatırım kararlarından kredi kullanımına, ihracat süreçlerinden tedarik zinciri yönetimine kadar birçok başlıkta çevresel performans belirleyici unsur olarak öne çıkıyor.
Avrupa Birliği tarafından uygulamaya konulan sınırda karbon düzenleme mekanizması, Türkiye’nin en büyük ihracat pazarını yaklaşık (ihracatın yarısı olan) Avrupa’ya ihracat yapan firmalar için yeni yükümlülükler getiriyor. Artık, gıdadan demir-çeliğe, otomotivden enerjiye, tekstilden turizm’e kadar neredeyse her sektörde faaliyet gösteren işletmeler, üretim ve hizmet süreçlerinde ortaya çıkan karbon emisyonlarını raporlamak ve azaltmak durumunda. Önümüzdeki dönemlerde karbon maliyetlerinin şirket bilançolarında enerji ve hammadde giderleri kadar önemli bir kalem haline geleceği uzmanlarca vurgulanıyor.
Sanayinin dönüşümü kavramını, Yeşil Dönüşüm ile sembolleştirirsek kapsam olarak, daha verimli teknolojilere yönelme, enerji verimliliği projeleri, atık ısı geri kazanımı, atıkların değere dönüşmesi, yenilenebilir enerji santralleri ve dijital izleme sistemleri en çok tercih edilen uygulamalar olarak öne çıkıyor. Bu uygulamalar hem karbon salınımını azaltıyor hem de uzun vadede işletme maliyetlerinin aşağıya çekilmesine katkı sağlıyor.
Uzun yıllar boyunca üretim süreçlerinde hâkim olan “üret-kullan-at” (tüketim ekonomisi) anlayışı yerine artık kaynakların mümkün olduğunca sistem içinde tutulduğu bir modele evrilme gerçekleşiyor. Bu modelde atık olarak görülen birçok malzeme yeniden değere dönüşüyor, ekonomik değer yaratmaya devam ediyor. Döngüsel ekonomi adı verilen bu model, birçok işletmede geri dönüşüm yatırımlarını artırırken, atık yönetim süreçlerinde dijital teknolojilerden de yararlanılıyor. Örneğin plastik atıklar yeni ürünlerin hammaddesi haline getirilirken, gıda üretiminden çıkan organik atıklar enerji ve gübre olarak değerlendirilebiliyor. Böylelikle bir yandan çevresel yük azaltılıyor, diğer yandan yerküreden karşılanan kaynak ihtiyacı düşürülüyor.
İklim krizi ve azalan su kaynakları, tarım ve gıda sektöründe de sürdürülebilir modelleri zorunlu kılıyor. “Yeşil Dönüşüm” adı altında toplayacağımız; dijital teknolojiler ve yapay zekâ yardımıyla daha az kaynakla (su, gübre, tohum, enerji vb.) yüksek verim elde etmek, gıdada karbon ayak izinin azaltılması ve döngüsel ekonomi öncelik arz ediyor.
Gıda sektörü sürdürülebilir üretim dönemini artık sosyal bir sorumluluk olarak görmüyor. İklim kriziyle mücadele, kaynak verimliliği, temiz enerji kullanımı vb. gibi konuları şirket yaşantıları için temel gündem maddeleri olarak ele alıyorlar.
Gıda sanayimizin birkaç önde gelen kuruluşunun bu bağlamda yürüttükleri örnek projeleri tanımakta yarar var; (harf sırasıyla)
Anadolu Efes: Kuraklığa dayanıklı tohum geliştiriyor: Akıllı tarım uygulamaları ve kuraklığa dayanıklı tohum çeşitleriyle su ve gübre tasarrufu sağlıyor.
Cargill: 7 bin çiftçiye dijital destek projesiyle; üreticilere uydu destekli takip, dijital toprak analizi ve sulama yönetimi ile projeye katılan çiftçilerin kârlılığını yüzde 39’a varan oranda artırırken karbon salınımını yüzde 53 azaltıyor.
Migros: Kadın çiftçi eğitimleri, biyolojik mücadele destekleri ve yerel üreticiden doğrudan alım modelleri ile lojistik kaynaklı karbon ayak izini azaltarak tarımsal dönüşüme katkı sunuyor.
Sütaş: Hayvansal atıkları enerjiye dönüştürüyor; Hayvansal atıkları biyogaz tesislerinde enerjiye dönüştürüyor. Süreç sonunda oluşan organik gübreyi yeniden yem bitkisi üretiminde kullanarak kimyasal girdi kullanımını azaltıyor.
Tat Gıda: Sensörlerle akıllı üretim; Toprak analiz cihazları, nem sensörleri ve dijital böcek tuzaklarıyla, domates tarımında su kullanımını yüzde 23, pestisit kullanımını yüzde 44 oranında azaltıyor.
Ülker: Onarıcı tarım uygulamaları yaygınlaşıyor; Bisküvi ve çikolata üretiminin ana girdileri olan buğday, kakao ve fındık gibi tarımsal ürünlerde sürdürülebilirlik odaklı onarıcı tarım uygulamalarını yaygınlaştırmaya çalışıyor. Fabrikalarında yenilenebilir elektrik kullanıyor.
Sanayimizdeki dönüşüm ihtiyacı; dijital ve yeşil dönüşüm kapsamındaki gerekliliklerle birebir örtüşmektedir. Bu konudaki yatırımların hız kazanması için finansmana erişim kritik önem taşıyor. Bu süreçte uluslararası finansman programları dönüşümün önemli araçları arasında öne çıkıyor. Sağlanan olanakların (Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası, Türkiye Yeşil Ekonomi Finansman Programı GEFF 2,25 milyar Euro) prestijli birkaç projeye değil, seçilecek stratejik sektörlere, dengeli ve zaman yönetimi dikkate alınarak kullanılması sanayimizdeki dönüşümü dengeli ve hedefi belirli, zamana yayarak sağlayacaktır.
Necdet Buzbaş
TOBB Gıda Meclisi Başkanı
Kaynak: Ekonomi, 5 Haziran 2026 Dünya Çevre Günü











