

Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde 1992 yılında gerçekleşen Birleşmiş Milletler(BM) Çevre ve Kalkınma Konferansında ilk kez Dünya Su Günü kutlamaları gündeme geldi. BM Genel Kurulu’nun 22 Mart 1993 tarihinde kabul etmesiyle bu tarih her yıl Dünya Su günü olarak kutlanmaya başlandı. Gün geçtikçe derinleşen su krizine dikkat çekme amacını taşıyan Dünya Su Günü ; iklim değişikliği, hızlı nüfus artışı ve kontrolsüz tüketim nedeniyle tatlı su kaynakları üzerinde baskının artışını gündeme taşıyor.
Dünyanın toplam su varlığının sadece yüzde 1.2 si erişebilir tatlı su kaynakları; başta kirlilik, kuraklık, iklim değişikliği, nüfus artışı, su kayıpları, sürdürülebilir olmayan aşırı kullanımlar gibi bir dizi tehdit altında. Suyun kalite ve miktar olarak yaygın ve erişilebilir olması; gıda güvenliği, enerji arzı çevre, ekosistemlerin ve diğer canlıların su gereksinimlerinin karşılanması, sürdürülebilir kalkınma için son derece önemli.
Önümüzdeki yıllarda suyun karbondan da kritik bir sürdürülebilirlik başlığı olacağı kesinlik kazanacak. Çünkü karbon emisyonları azaltılabilir ancak suyun alternatifi yok. Su döngüsündeki doğal denge giderek bozuluyor. Var olan su hem azalıyor hem de ciddi şekilde kirletiliyor. Ayrıca su yer kürede eşit dağıtılmış bir kaynak değil, sınır aşan sular da mevcut. Bu nedenle su yönetimi aynı zamanda jeopolitik bir sorun haline gelebiliyor. Bu noktada en önemli şey, su risklerini tespit etmek ve veriye dayalı bir yönetim modeli kurmaktır.
Ulusal su planı (2026-2035) Cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak 14 Mart 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı. İklim değişikliğinin olumsuz etkilerini de dikkate alarak, suyun temiz ve verimli kullanımını sağlamayı hedefliyor. Plan, kirletici baskı ve etkileri azaltmak, su kalitesini iyileştirmek, su ve atık su yapısını güçlendirmek için bütüncül ve sürdürülebilir çözümler sunan 8 hedef, 31 strateji ve 141 eylemden oluşuyor.
İlk ulusal su planı 2019 yılında yayımlanmıştı ve 2019-2023 dönemini kapsıyordu. Geçen 5 yılda su ile ilgili yatırımların öncelik almadığı su verimliliği sağlanamadığı için, tarımda ve kentlerde su sorunları ciddi boyutlara ulaştı.
Ulusal su planı (2026-2035), su -enerji -gıda dengesini gözeten yaklaşımı, yapay zeka tabanlı izleme sistemleri, kayıpların azaltılması için akıllı teknolojiler gibi yenilikleri kapsamasıyla çok önemli bir stratejik belge niteliğinde.
Türkiye’de kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı ortalama olarak yıllık bin 500 metreküp olarak belirtiliyor. Yalnız 2022 yılı için bu değer bin 313 metreküp seviyesine düşmesi ile bir uyarı veriyor. Nüfus artışı ile birlikte bu miktarın 2030 yılından sonra bin metreküpün altına düşmesi bekleniyor. Su kıtlığı veya stres durumunu tanımlamak için kullanılan uluslararası Falkenmark indeksine göre yılda kişi başına düşen su miktarı bin 700 ile bin metreküp arası olan ülkelerin su sıkıntısı içinde oldukları ifade ediliyor. Böylece kişi başına düşen yıllık kullanabilir su miktarı dikkate alındığında ülkemiz ‘’ su stresi yaşayan ülkeler ,, kategorisinde yer alıyor. Bu nedenle ülke su havzalarının korunması ve sürdürülebilir şekilde kullanılması hayati önem taşıyor.
Türkiye’de su kullanımı ve yönetimi, içme ve kullanma suyu ihtiyaçlarından başlayıp, ekosistem hizmetleri, tarımsal sulama, enerji ve endüstri suyu ihtiyaçlarına kadar geniş bir öncelik sırasına göre düzenlenmektedir. Ülkemizde su sektörü, çevre, şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve yerel yönetimler gibi birçok kurum tarafından yönetilmekte olup, bu çerçevede karmaşık bir yapıya sahiptir. Kanatimce su gibi stratejik bir konunun yönetimi tek elden yapılmalı. Elektrik sektörü bu konuda güzel bir uygulama örneği olarak yol göstericidir.
Su yönetiminde en hızlı dönüşümün suyu yoğun kullanan sektörlerde gerçekleşeceği bekleniyor. Su gıda sektöründe üretimin hammaddesi konumunda iken diğer sektörlerde temizlik, soğutma vb. süreçlerinde kullanılıyor.
27 Aralık 2024’te Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan ‘’Su verimliliği Yönetmeliği,, verimliliğe kentsel alanlar, endüstri ve tarım olmak üzere üç ana başlıkta yer veriyor. Türkiye’de su kullanımının sektörel dağılımına bakıldığında tarımsal sulama yüzde 77 si, içme ve kullanma suyu yüzde 12 si ve sanayi ihtiyaçları yüzde 11’ni teşkil ediyor.
Su karnesinin en büyük zayıfı su kayıpları. Tarımdaki su verimliliği yüzde 52, yani suyun yüzde 48’i kaybediliyor. Öncelik buradan başlatılmalı. İçme ve kullanma suyunun kayıpsız iletilmesi öncelikler arasında yer almalı. Sanayideki su kullanımı ise, üretimde maliyet unsuru olarak denetim altında tutulacağından daha hızlı tasarruf sağlanacaktır.
Gıda Sanayi, endüstri su harcamalarında yüzde 14,5 oranıyla üçüncü sırada yer almaktadır. Su yoğunluğu yüksek olan gıda işleme sanayileri, organik kirliliği fazla atıksuları için biyolojik arıtma sistemlerini tercih etmelidir. Gıda sanayi atık sularının arıtımı, su kıtlığı ve artan çevresel standartlar nedeniyle önem kazanmaktadır. Bu sanayi, su tüketiminde global ölçülerde de üçüncü sıradadır ve kullanılan suyun büyük bir kısmı içme suyu kalitesindedir.
Su dünyanın en değerli varlığı, ama sonsuz bir kaynak değil. ‘’ Su ve Atıksu Yönetimi,, işletmeleri, akademiyi, yerel yönetimleri ve hükümetleri bir araya gelmeye çağıran bir kaynak yönetimi ve yönetişim paradigmasıdır.
Necdet Buzbaş
TOBB Gıda Meclisi Başkanı










